Ev temizliğine giden emekçi kadınlarla konuştuk…

“Örgütlenebilirsek çok güzel olur!”

- Çalışma koşullarınızdan bahseder misin?

Ümraniye’den emekçi bir kadın: Bir çoğumuz sigortasız çalıştırılıyoruz. Sigorta yapanlar da ya çok zenginler ya da aylıkçı olanlara yapıyorlar.

Hiçbir zaman kendi alacağın ücreti kendin belirleyemiyorsun. Ücretlerimizi patron belirliyor. Onların insafına kalıyor, “ben şu kadar istiyorum” diyemiyorsun. “Herkes bu ücrete çalıştırıyor” diyerek kendi tanıdıklarından örnekler gösteriyorlar ve “işine gelirse” diyorlar.

Daha bilinçli olanlar karşı çıkıyorlar ama çoğumuz hakkımızı aramıyoruz, sessiz kalıyoruz. Böyle olunca da “bak o düşük ücrete geliyor, sen niye fazla istiyorsun” diyorlar. Düşük ücrete iş yapana “neden bu ücrete geliyorsun, senin hakkın bu” diyorsun. O da “Ne yapayım ya işten atarsa beni, mecburum” diyor.

İş erken bittiği zaman ise temizlik kapsamına girmeyen başka bir iş veriyorlar. Örneğin “yemek yap saatini doldur” diyorlar ama iş uzadığı zaman da “senin saatin doldu gidebilirsin” demiyorlar. Demedikleri gibi bir de mesai de vermiyorlar.

Mesela birçoğu da bizi deniyor. Oraya buraya para bırakıyorlar, daha sonra çalıp çalmadığını kontrol ediyorlar. Bir de utanmadan “bak ben şuraya 1 milyon koymuştum, aferin almamışsın” diyebiliyorlar. Bir şeyi arayıp bulamadıkları zaman “Ben aradım bulamadım, sen gördün mü?” diyerek adeta bize hırsız muamelesi yapıyorlar.

O kadar ev temizliyorsun, yoruluyorsun ve sonra da terli terli yola koyulduğunda üşütüp hastalanıyorsun. Zaten aldığımız kaç para ki, o da hastane masraflarına gidiyor.

Yemek de patronun insafına kalmış bir şey, hazırda yemeği varsa onu veriyor yoksa ekmek arası bir şeyler söylüyor. Diyelim ertesi günü misafiri gelecek, değişik güzel yemekler yapılıyor. Ama o yemekten sana verilmiyor. Misafirler yemez de yemek artarsa o zaman sana nasip oluyor.

Aydos’tan emekçi bir kadın: 4 sene düzenli olarak çalıştım. İlk 2 sene aylık üzerinden çalıştım. Haftanın 5 günü işe gidiyordum. Diğer 2 sene boyunca haftada 2 gün gittim ve günlük olarak ücret aldım. Tabii sigorta yok, sendika yok. Sabahları saat 07.00′de evden çıkıp, 09.00′da çalıştığım eve varıyordum. Kahvaltı yok. Üstümü değiştirip işe başlardım hemen. Önce camlar, kapılar, odalar. Haftada 5 gün giderken böyle olmuyordu tabii. Sabahtan öğlene kadar ütü yapıyordum, yemek hazırlığına yardım ediyordum. Akşam 17.00-18.00 gibi çıkıyordum. Ama belli bir saati olmuyordu. Bazen son dakikada bir şeyler çıkıyordu. İnsafsız olanların bazıları onca temizliğin üzerine ütü yaptırır, duvarları sildirirdi. Bazısı insaflı çıkıyordu, bazısı bir bardak çayı bile çok görüyordu.

Çıktıktan sonra terli bir şekilde trene gidiyordum, buz gibi soğuğu sırtınıza yiyorsunuz. Eve geliyor bu sefer çoluk çocuk gelecek ne yiyecek derdine düşüyorsunuz. Onların yemeğini yap, işini yap, kadının işi hiç bitmez. Üstelik ben bir de iş kazası geçirdim, iki parmağımı cam kesti, ilgilendiler ilgilenmesine ama dikiş atıldı hala daha acısı var.

- Ev hizmetlerinde çalışan kadınların örgütlenme girişimlerini duydunuz mu?

Ümraniye’den emekçi bir kadın: Hayır ama eğer başarabilirlerse çok güzel bir şey.

Aydos’tan emekçi bir kadın: Duymadım. Ama bu alanda çalışan çok kadın var. Akşamları bakıyoruz, Feneryolu’ndan Gebze’ye kadar tren vagonları bizlerle doluyor. Olsa iyi olur.

Kızıl Bayrak / İstanbul

Published in: on Kasım 21, 2009 at 9:27 pm  Yorum Yapın  

“Örgütlü mücadele ancak sendikalaşmayla mümkündür!”

Genel-İş Sendikası Konut İşçileri Şube Başkanı Nebile Irmak Çetin’le ev hizmetlisi kadınların örgütlemesi üzerine konuştuk…

-Ev hizmetinde çalışan kadınlar ne gibi sorunlar yaşıyorlar?

Nebile Irmak Çetin: Ev hizmeti yoğun olarak kadınların çalıştığı alanlardır. Sistem, özellikle AKP iktidarı kadınları iş yaşamından uzaklaştırmak için envai çeşit yollara başvurmuştur. Yasaları değiştirmiş, kadınların aleyhine yasalar çıkarmıştır. Biliyorsunuz senenin başında başbakan kadınlara “3 çocuk doğurun” dedi. Burada ırkçı bir söylem var, bununla birlikte kadınları eve mahkum eden, köleleştiren, çalışma yaşamından koparan bir anlayış var. Ekonomik krizin son olarak işsizliği ordulaştırmasıyla birlikte en çok kadın işçiler işten çıkartıldı. Zorunlu göçten dolayı yoksul halk kırsallardan metropollere taşındı. Emekçilerin eşleri de çalışmak zorunda kaldı. Bu eşler de dolayısıyla ev hizmetinde çalışmak zorundaydılar. Ayrıca üniversite ve lise mezunlarının da yoğunlukta çalıştığı bir alandır.

Bu alan başlı başına sorunları da beraberinde getiriyor. Bir kere istihdam dışı çalışılıyor. Sistem ev hizmetinde çalışan kadınları 4857 sayılı İş Kanunu’nun dışında tutmuş. Bu arkadaşlarımız aynı yerde ister 1 sene, ister 10 sene çalışsın çıkarıldığı zaman kıdem tazminatı, senelik ücreti, fazla mesai gibi hakları yok. Talep edecekleri, başvuracakları bir mercii de yok. Bununla birlikte sigortasız çalışılan bir alan. Aynı zamanda istihdam büroları vasıtasıyla iş temin ediliyor. Bu bürolar, Çalışma Bakanlığı’nın bünyesinde, denetiminde kurulan danışmanlık şirketleridir. Danışmanlık şirketleri vasıtasıyla kadın arkadaşlarımız iş buluyorlar. Kadınlardan belirli komisyonlar da alınıyor. Çalışan kadınlar Çalışma Bakanlığı tarafından bilinmesine rağmen kadınların sigortasız çalıştırılmasına göz yumuluyor.

- Bu alanda örgütlenme fikri nasıl çıktı?

Nebile Irmak Çetin: Bizim sendikamız 28. iş kolunda, hizmet iş koludur. Sendikamız DİSK’e bağlı Genel-İş belediyelerde örgütleniyor. Ankara’da ve İstanbul’da Konut İşçileri Şubesi var. Burada sitelerde, apartmanlarda çalışan arkadaşlarımız örgütleniyor. Dolayısıyla evde hizmet veren arkadaşlar da burada örgütlenme hakkına sahipler. Biz zaman zaman bu alanda örgütlenme çalışması yapmayı düşünüyorduk fakat zorluk alanları cesaretimizi kırıyordu. Kadın arkadaşlarımızın talepleriyle bu çalışma başladı. Arkadaşların çabaları bizleri çok sevindirmiştir. Bize ulaşmak için DİSK’e kadar gitmişler, onlar da bize yönlendirdiler. Böylelikle çalışmamız başladı.

- Taleplerinizi öğrenebilir miyiz?

Nebile Irmak Çetin: Öncelikle çalışma koşullarını düzenleyecek bir tüzüğe ihtiyaç var. Sigortalı olmak, kayıt dışı çalışmamak istiyoruz. Can güvenliği, düzenli çalışma saatleri, hafta tatili ve bayramlarda tatil istiyoruz. Yemek istiyoruz. Tacizlere karşı güvencede olmak istiyoruz. Yatılı kalanlar için belirli saatlerde odamıza çekilmek istiyoruz. 6 ayda bir zam ve ikramiye istiyoruz. İnsanca muamele görmek istiyoruz. Kendimize ait bir oda istiyoruz.

- Bu alanda örgütlenme çalışması yapılırken ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Nebile Irmak Çetin: Bir kere burada yasaların değişmesi lazım. Taleplerimizin başında istihdam edilmek ve yasalar tarafından kabul edilmek var. Milyonları bulan bir sayıya karşı karşıyayız. Bu mücadeleyi vermenin yolu da örgütlü olmaktan geçiyor. Örgütlü mücadele ancak sendikalaşmayla mümkündür. Tabii yasa dışı çalıştırma İş Kanunu’nun kapsamında olmayan verilerle de mümkün gözükmüyor. Sendikaya üye olmak için noter şartı gerekiyor. Bunun için mutlaka sigorta numarası olacak, iş yerinin sicil numarası olacak, bunlar dışında yapılacak herhangi bir üyelik Bakanlık tarafından kabul edilmiyor. Biz bu çalışmayı fiili yürütüyoruz. Yani üyeliklerimizi yapıp Bakanlığa gittiğimizde haliyle kabul edilmeyecek. Kabul edilmeme gerekçesi sendikaya tebliğ edilecek. O süreçten sonra biz de iç hukuku zorlayacağız. İç hukukun tükendiği noktada AİHM’e kadar götüreceğiz. Bir başka sıkıntı ise alanın çok dağınık olması. İstanbul (şu anda çalışmayı İstanbul üzerinde yürütüyoruz) koca bir metropol. Sarıyer’den Beykoz’a, Beylikdüzü’nden Etiler’e çalışanlar var. Bu insanları bir araya getirip eyleme dökmenin çok zor olacağı ortadadır.

- Dağınık halde çalışan kadınlara nasıl ulaşıyorsunuz?

Nebile Irmak Çetin: Biz yaklaşık 10 aydır bu çalışmayı yürütüyoruz. 10 ay içerisinde sadece 200 kadına ulaştık. Bunu da yine kadınlar üzerinden yaptık. Beykoz’da çalışan bir arkadaş Sarıyer’de çalışan bir arkadaşla ilişki geliştiriyor. Ayrıca kadınların yaşadığı yoksul semtler bizim için kadınlara ulaşma yöntemlerinden biri. Emekten yana gazete ve radyolardan sesimizi duyuruyoruz. Ama kadınlara bu şekilde ne kadar ulaştığımız meçhul. Tüm bu zorluklara rağmen bu mücadelenin verilmesi gerekiyor, biz de buna inanarak böyle bir mücadele yürütüyoruz.

- Bu alanda çalışan kadınlar toplumsal olarak ne gibi sorunlarla karşılaşıyorlar? 

Nebile Irmak Çetin: Yoksul kadın, sabah erken evden çıkarken gözünü zengin bir evde kıymetli eşyaların arasında açıyor. Hizmetli kadın zenginliği ve yoksulluğu bir arada görüyor. Gittikleri yerde insani bir muamele görmüyorlar. Türkiye’deki anlayış ötekileştirme anlayışından kaynaklı, Kürdü ötekileştirme, Alevi’yi ötekileştirme, kadını ötekileştirme bununla birlikte hizmetliyi ötekileştiriyor. Bu anlayış onur kırıcı, psikolojiyi bozan bir anlayıştır. Bunun dışında bir hizmetçi kadın var, bir de patron kadın var. Birisi emir veriyor birisi de emirleri yerine getiriyor. Burada sistem kadınları bilinçli bir şekilde birbirleriyle düşmanlaştırıyor. Böylesi bir örgütlenmenin sonucunda pedagoglara ve psikologlara ihtiyacımız olacak.

- Son olarak ne söylemek istersiniz?

Nebile Irmak Çetin: Aslında söyleyecek çok şey var. Örgütlü toplum bilinçli toplumdur. Örgütlü toplum kazanmaya yakın bir toplumdur. Kadınların gücüne inanan birisiyim, gerek politik düzlemde gerekse emek mücadelesinde… Türkiye’de sendikal mücadele kadının olmadığı bir alandır. Kadının sadece bir üyeliği yapılır ve aidatı alınır. Kadınların yönetim mekanizmasında önleri kapalıdır. Bu kapalılık da sistemden kaynaklı, erkek egemen anlayıştan kaynaklı. Sendikalar erkeklerin istilasında olan kurumlardır. Sendikalar demokrasi ve emek mücadelesini verdiklerini söylüyorlar ama kendi içinde demokrasiyi işletmiyorlar. Bu da kadınların yokluğundan anlaşılıyor.

Sonuç olarak bu alanda örgütlenme çalışması olumlu bir şekilde sonuçlanırsa kadınların, sendika yönetiminde yoğunlukta olduğu bir alan olacaktır. İşimizin zor olduğunu biliyoruz, onun için kadın platformlarından, sosyalist kadınlardan, siyasi partili kadınlardan destek bekliyoruz.

Önümüzdeki günlerde sendikanın bir takım yoğunlukları bitince konuyla ilgili bir yasa taslağı hazırlayacağız, bu taslağı milletvekili kadınlara ulaştıracağız. Bunu yaparken ayrım gözetmeden CHP, AKP, DTP’li kadınlara basın açıklamalarıyla ulaştıracağız. Eğer bu çalışmamız sonuç üretirse ev kadınlarının görünmeyen emeği artık görülmüş olacak. Bu nedenle sesimizi duyan herkesin bu konuda destek olması ve sürece katılması gerekiyor. 

Kızıl Bayrak / İstanbul

Published in: on Kasım 21, 2009 at 9:23 pm  Yorum Yapın  

Konut işçileri Newroz’da izinli olacak

DİSK’e bağlı Konut İşçileri Sendikası bir ay önce Barıştepesi Sitesi ile imzaladığı Temmuz 2011′e kadar geçerli olacak Toplu İş Sözleşmesi’nde (TİS) ‘Ulusal Bayram ve Genel Tatil Günleri ile Tatil Süreleri’ bölümüne 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, 21 Mart Newroz Bayramı ve 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı da ekledi.

Toplu sözleşmelerin hem ekonomik maddelerinin, hem de demokratik noktalarının çok iyi noktada olduğunu ifade eden Konut İşçileri Sendikası Genel Başkanı Nebile Irmak Çetin, sözleşmelerinde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve Newroz Bayramı’nın tatil ilan etmelerin önemli bir gelişme olarak değerlendirdi. Türkiye’de yaşanan anti demokratik uygulamalardan emekçilerin de nasibini aldığını, sendikalaşma oranın düştüğünü ve Türkiye’nin örgütsüz bir işçi yapısına sahip olduğunu söyleyen Irmak, ‘Ama biz sendika olarak örgütlü olduğumuz işyerlerinde işvereninde aydın bakışından kaynaklı çok güzel toplu sözleşmeler imzaladık’ dedi.

Yaptıkları TİS’in resmi sözleşmeler olduğunu vurgulayan Irmak, ‘Direk Çalışma Bakan’lığına intikal eden ve incelemelerine tabi bir sözleşmedir. Eğer bunda bir kusur veya yönetmenliğe aykırı bir şey varsa Çalışma Bakanlığı bunu iade eder bunu düzeltin uyarısında bulunur. Çalışma Bakanlığı’nın buna her hangi bir itirazı olmadı’ diye konuştu. Bunun işçi için bir kazanım olduğunu dile getiren Irmak, bunun işçilerin hakkı olduğunu söyledi. İşçinin taleplerini dikkate alarak sözleşmeyi hazırladıklarının altını çizen Irmak şöyle konuştu: ‘Bizim üyelerimiz çok duyarlı, özellikle Kürt illerinden göç eden arkadaşlarımız. Bu talep tümüyle işçiden gelen bir taleptir. Bunların bu talebi bize çok sıcak ve makul geldi. Bizde bunları toplu sözleşmemize ekledik. Artı bir haktır ve diğer sendikalarda da örnek alınması gerekiyor.’

SAFİYE ALAĞAŞ – Günlük

Published in: on Kasım 19, 2009 at 9:50 pm  Yorum Yapın  

Gündelikçi kadınlar eylem yaptı

İşten atılan arkadaşlarının hakkını isteyen gündelikçi kadınlar ‘köle değil ev işçiyiz’ dedi.

Dün, Tarabya İntes Park Vilları önünde bir araya gelen gündelikçi kadınlar, hiç bir gerekçe gösterilmeden, hakaretlerle işten atılan arkadaşlarının hakkını istedi.

Yaklaşık bir senedir sendikalaşma mücadelesi veren ev işçisi kadınlar çalıştıkları lüks villalar önünde yaptıkları basın açıklamasında, “Köle değiliz , ev işçisiyiz ! Can güvenliği , iş güveliği, sağlık güvenliği istiyoruz, alacağız “ pankartı açtı.

Eyleme; direnişteki Entes’ten, Yörsan platformundan, Plaza eylem platformundan işçilerin yanı sıra, Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Cem Çekil ve Emekçi Kadın Komisyoları temsilcileri de destek verdi. Eylemde sık sık, “İşçiyiz, haklıyız, kazanacağız!”, “Sendika, sigorta hakkımız söke söke alırız!”, “Yaşasın iş ekmek özgürlük mücadelemiz!”, “ İnsanca çalışmak istiyoruz!”, “Cinsel sınıfsal sömürüye son!”, “Yaşasın işçilerin birliği!”, “Birleşe birleşe kazanacağız!”, “Yaşasın sendikal mücadelemiz!” sloganları atıldı.

Yaptıkları açıklamada kadınlar, arkadaşlarının 5 Kasım 2009 tarihinde hiç bir gerekçe gösterilmeden ve haber verilmeden işten çıkartıldığı, çalıştığı sürenin ücretinin ödenmediği ve işveren Zeynep Aslan tarafından hakaret ve tehdide maruz kaldığını dile getirdi.

‘Karşınızda tek kişi yok örgütlü bir bütün var’

Açıklamada, “Arkadaşımız bir çocuğa bakmak için işe alınmış ancak evdeki üç çocuğa birden bakmak zorunda kalmıştır. Kendine ait yatak verilmemiş, dokuz aylık bebekle birlikte yatmaya zorlanmıştır. Hem arkadaşımız hem de bebek açısından sağlıksız olan bu durum, gerçekten şaşırtıcıdır. Gece-gündüz üç saatlik uykuyla çalışan arkadaşımız, insan üstü bir enerji harcamıştır. Önceden belirlenmiş izin günlerine uyulmamış, işverenin keyfiyetine göre izin kullanabilmiştir. İş tanımının dışında farklı işler de yaptırılmaktadır” denildi. Bu koşulların kabul edilemez olduğunun altını çizen kadınlar şöyle seslendi: “ Bizler ev işçisi kadınlar olarak Zeynep Aslan’a ve onun gibi ev işçilerinin haklarını gasp edenlere sesleniyoruz! Artık karşınızda tek başına Ayşe-Fatma yok! Örgütlü ev işçisi kadınlar var. Kölelik koşullarını geride bırakıp insanca koşullarda çalışmak ve yaşamak için mücadele vereceğiz. Bizler gücümüzü sendikada birleştirdik. Kendimize, emeğimize, bedenimize, kimliğimize sahip çıkmak için mücadelemizi hep beraber veriyoruz. Ev işçisi kadınlar olarak yılmadan usanmadan sendikamıza sahip çıkıyoruz ve çıkacağız.”

Yaklaşık bir senedir sendikalaşma mücadelesi veren ev işçisi kadınlar çalıştıkları lüks villalar önünde yaptıkları basın açıklamasında, “Köle değiliz , ev işçisiyiz ! Can güvenliği , iş güveliği, sağlık güvenliği istiyoruz, alacağız “ pankartı açtı.

Halkın Günlüğü

Published in: on Kasım 16, 2009 at 8:40 pm  Yorum Yapın  

Güney Afrika Ev Hizmetlileri Sendikası Başkanı Esther Stevens ile söyleşi

Dünya Sendikalarından

Güney Afrika Ev Hizmetlileri Sendikası Başkanı Esther Stevens ile Söyleşi

Esther Stevens, 45 yıldır ev hizmetinde çalışıyor ve Güney Afrika Ev Hizmeti ve Benzer İşler Gören İşçilerin Sendikası SADSAWU’nun başkanı. ICEM sitesinden Türkçe’ye çeviirilen, Samuel Grumiau tarafından yapılan aşağıdaki röportaj, sömürülen bu işçileri örgütlemenin ne kadar zor ve aynı zamanda ne kadar önemli olduğunu anlatıyor…

Güney Afrika’da ev hizmetleri sektöründe çalışanları örgütlemek zor mu?

Şu anda çoğu kadın olmak üzere 25.000 üyemiz var ve üyelerimiz sendika aidatı olarak yılda 120 Rand (12 Euro) ödüyorlar. Bu noktaya gelmek kolay olmadı, çünkü kadınlar sendikaya girmeye korkuyorlar. Onlara, Güney Afrika’da her gün karşılaştıkları adaletsiz iş koşullarını hatırlatarak üye olmalarının ne kadar önemli olduğunu anlatmak için çok zaman harcıyoruz. Daha önce hiç sendika toplantısına katılmamış işçiler, kendilerini, haklarını nasıl savunacaklarını bilmiyorlar. Fakat, sendikaya gelir gelmez bunun faydasını hemen görüyorlar. Eviçi hizmetinde çalışan bu işçiler, işlerine son verildiğinde işi bırakıp gidiyorlar, işverenin onlara borçlu olduğunu, öyle bugünden yarına işten çıkarılamayacaklarını hiç düşünmüyorlar. Aslında bizim yapılması için savaştığımız yasa değişikliğiyle, yeni bir iş bulana dek bir ay kadar işlerinde kalma imkânları doğacak.

Üyeleriniz için ne tür hizmetleriniz var?

Eğitim yapıyoruz, onlara fazla mesai, maaş gibi konularda kendilerini nasıl savunacaklarını öğretiyoruz. Onları yarının önderleri olmaları için eğitiyoruz. Güney Afrika’da ev hizmetlisi olarak işe alınan kadınlara HIV/AİDS testi yapılabiliyor. Biz onlar; işveren test yaptırtmalarını isterse bunu reddedebileceklerini ve istekleri dışında test yaptırmaya kalkan işverenlere karşı dava açabileceklerini anlatıyoruz.

Ev hizmetlileri genellikle yalıtılmıştır. Nasıl irtibat kuruyorsunuz, onları eğitimlere nasıl getiriyorsunuz?

Eğitimler ya hafta sonu ya da tatillerde oluyor. İmkânımız olduğunda onları şehrin stresinden uzaklaştırarak kırlara götürüyoruz. Maalesef bütün hafta sonları izinli olmuyorlar. İş Kanunu haftalık çalışma saatlerini maksimum 45 olarak belirliyor ve fazlası için fazla mesai ödenmesi gerekiyor ama bütün işverenler buna riayet etmiyor. Pratikte, pek çok işçi cumartesi pazar da çalışıyor. Onlarla temasa geçmek için yoksul semtlere giden trenlerde, ya da o bölgelerdeki süpermarketlerde bildiri dağıtıyoruz. Bir de kapı kapı bildiri dağıtacak sokak komiteleri kurmaya çabalıyoruz. Bu zor olabilir ama mesela benim yasadığım semtte yaklaşık 100 kadar ev hizmetlisi olarak çalışan işçi var. Bir ya da iki tanesiyle konuştuğumda onlar diğerlerine bir sonraki toplantının nerede ve ne zaman yapılacağını söylüyorlar. Toplantıları odamda düzenliyorum. Onlara sendika üyesi olmanın önemini anlatmaya orda başlıyorum.

Güney Afrika sendika konfederasyonlarıyla birlikte çalışıyor musunuz?

Şu anda herhangi bir konfederasyona bağlı değiliz. 1985’te, sendikamız COSATU’ya girmeye çalıştı fakat finansal bazı sıkıntılar nedeniyle üyeliğimiz iptal edildi. Gelecekte yeniden üye olmayı düşünüyoruz. Bu arada COSATU toplantılara katılmamıza müsaade ediyor, bu güzel bir jest. Ev hizmetlilerinin hukuksal yardım alabilmeleri konusunda COSATU ve başka örgütlerle çalışıyoruz. Bir ev hizmetlisi mahkemeye kendisi gitmez çünkü işvereninden çok korkar. Yanında birinin olması gerekir, aksi takdirde işverenin her teklifi ni kabul edecektir.

Ev hizmetlileri ne kadar maaş alıyorlar?

Biz aylık minimum 1500 Rand’lık (150 Euro) bir öneride bulunduk fakat hükümetten işimizden olabileceğimiz yolunda bir cevap aldık. Johannesburg ve Cape Town’daki hizmetlilerin 900, kırsal kesimdekilerinse 600 Rand almasına karar verildi. Bu ücretler çok düşük ama bunların ödenmesini sağlamak bile hiç kolay değil. Apartheid döneminden beri aynı yerde çalışan isçiler çok daha az kazanıyor.

Bir hizmetli nasıl işe alınır?

Bazı işverenler ve işçiler için küçük ilanlar asıyorlar. Ama ajanslar da var. Özelikle kırsal kesimde pek çok işsiz kadın var, bunların çoğu ajanslara gidiyorlar. Bu ajanslar ve hükümetin bunları kayıt altına alması apartheid döneminde de problemliydi. Bir telefonu, bir faksı, bir masa ve sandalyesi olan herhangi biri kendini işçi bulma ajansı olarak kayıt altına aldırabilir. Benim çalıştığım yerde, Cape Town’da, ajanslar kadınları bir odaya tıkıyor, sıraya sokuyor ve potansiyel işverenlerinin onlara bakıp yetenekleri hakkında sorular sormalarını ve en beğendiklerini seçmelerini bekliyorlar. İşveren bu hizmet için ajansa 300 Rand (30 Euro) veriyor ve bu para ilk birkaç ayda zavallı işçinin maaşından kesiliyor. Bazen, kanunu bilmeyen işçiler ayda 200-300 Rand maaş alıyorlar. Köydeki ailelerine yardım edebilmelerini sağlayacak bir iş bulabilmek için her şeyi kabullenebilecek durumdalar.

İşçi ajanları bazen, 18 yaşın altındakileri de şehre getiriyor oysa bunların çalışması yasalara aykırı. Biz, işçileri sömürdükleri için ajansların kapatılmalarını istiyoruz. Hükümet ne olup bittiğini bilse de bu ajanslar yasal olarak hala kayıt altında. Bu konuyu Çalışma Bakanlığıyla konuştuk ama kimse bizi dinlemiyor. Siz sendikal harekete nasıl katıldınız? 14 yaşında beşinci sınıftan ayrılarak çalışmaya başladım. Başlangıçta sendikalar hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Bu işin ne kadar zor olduğunu başlayana kadar anlamamıştım. Bir gün Cape Town’da polisin parlamentoya yönelen göstericileri dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandığını gördüm. Olayın ne olduğunu bilmiyordum, ama pek çok insan vardı. Dağıldıklarında ne yaptıklarını sordum. Bana, doğru düzgün bir ücret, insan gibi muamele için savaştıklarını anlattılar. 1984’te sendikaya üye oldum ve aidatını ödeyip toplantılara katılan sıradan bir üyeden aktif bir sendikacıya dönüştüm. 1996’ da ise başkan yardımcılığına seçildim.

İşvereniniz sendikal faaliyetlerinize nasıl yaklaşıyordu?

Ben işverenimi yıllarca eğittim! Seçimden sonra evine gidip haberi verdiğimde çok sevindi. Oturduk ve katılmam gereken toplantıların bir çizelgesini yaptık, fotokopisini çekip buzdolabına yapıştırdık. Öylelikle evde olmayacağım zamanları bilecekti. 1995’ te COSATU’yu Rio ve Brüksel’de cinsiyet eşitliği meselesiyle ilgili bir haftalık bir toplantıda temsil etmek üzere seçilmiştim. Önce gitmemi istemedi, ama ona, işimi kaybetmeme yol açsa bile benim gibi bir hizmetlinin yurtdışına gitmesinin büyük bir fırsat olduğunu anlattım. Ne dediğini umursamadım ve pasaport başvurumu yaptım. İşveren hiçbir şey yapamadı. Çünkü, dürüstüm, evden hiçbir zaman bir şey çalmadım. 1991’den beri onlarlayım. Bütün evi ve alarmları biliyorum.Hafta sonu bir yere gittiklerinde evi bana bırakıyorlar.

Ev hizmetinde çalışanlar genellikle pazarlık edemeyecek durumda olmuyorlar mı?

Ev içi emekçileri doğrudan işverenle çalışırlar. İşverenin haleti ruhiyesini bilirler. Eğer patronumun keyfinin yerinde olduğunu görürsem, ona çay koyayım mı diye sorarım. Neden diye sorar, onunla konuşmak istediğim bir şey olduğunu söylerim. Ne zaman konuşabileceğimizi söyler. Temel sorun ev hizmetlilerinin işverenleriyle konuşmaksızın işten ayrılmaları. Onlara kaçmamalarını öğütlüyorum. Her durumda bir hal yolu bulunur. Eğer işveren gerçekten konuşmak istemiyorsa ve işçi yazma biliyorsa, yatağına, yastığına, görebileceği bir yere not bırakıp konuşmayı kabul etmesi sağlanabilir.

Pek çok ev hizmetlisi konuşmaya cesaret edemiyor. 1 Mayıs’ta Güney Afrika’da resmi tatil vardır. Kimse çalışmak zorunda değildir ama pek çok hizmetliye izin verilmiyor. Bazen kendi kendime işverenlerini “eğitecek” cesareti ne zaman bulacaklarını, ne zaman omuzlarına dokunup mesela, “Bugün tatil” diyeceklerini soruyorum. Üyelerimize eğer çaba göstermezlerse onlara kimsenin yardım etmeyeceğini ve eğer onlar söylemezlerse işverenlerinin asla bir problemleri olduğunu anlamayacaklarını söylüyorum.

Ev hizmetlerinde ne tür zorluklar vardır?

Ben evde çalışmaya 14 yaşında başladım. Şu anda 59 yaşındayım. Özellikle eğer hiç deneyiminiz yoksa zor bir iştir. Bazı işverenler hiç düşünmeden sizi işe boğarlar; öyle ki bizi öldürmeye çalıştıklarını düşünürüz! Mesela çok büyük bir evde çalışırsınız ve o evi çekip çevirmek için iki kişiye ihtiyaç olduğunu bilirsiniz ama işveren bir işçi daha istemez. Bir de işçiye kaba davranırlar. Güney Afrika’da işveren size hiçbir şey vermez, kendi de hiçbir şey yapmaz…Hiçbir şey yıkamazlar, hizmetliye bağımlıdırlar ve şikayet ettiğinizde de size maaş verdikleri için dediklerini yapmanız gerektiğini söylerler. Bazen gerçekten dayanılmaz olur. Benim, şahsen haftalık planımı kendim yapma müsaadem var, ama bütün işçilerin yok. Özellikle haklarının farkında olmadıkları durumlarda olanları duymak gerçekten üzücü. İşverenler çalıştırdıkları kadınlara ev çalışanı demiyorlar, hala “hizmetçi” ya da başka bir şey diyorlar ve bu kadınların bazıları köle gibi çalışıyor.

Çeviri: Gökçe Çataloluk
 
http://topic.iceheberg.fr/spip.php?article159
Published in: on Ekim 30, 2009 at 11:55 pm  Yorum Yapın  

Ev işçisi kadınlar sendikal örgütlenme için çalışma başlattı

Ev hizmetlerinde çalışan kadınlar sigortalı, güvenceli, düzenli iş için bir araya gelip örgütlenme çalışması başlattı.
 
DİSK’e bağlı Genel-İş Sendikası İstanbul Konut İşçileri Şubesi, bir süredir ev hizmetlerinde çalışan kadınların örgütlenmesine yönelik faaliyet yürütüyor.
Ev hizmetlerinde çalışan kadınların örgütlenmesi çalışmaları kapsamında şube binasında gerçekleştirilen toplantılara katılan kadınların sayısı her toplantıda biraz daha artıyor.
Toplantılarda kadınlara örgütlenmenin önemi ve beraberinde getireceği kazanımlar anlatılıyor. Kadınlar da çalışırken karşılaştıkları sorunları gündeme getirip, örgütlenme konusundaki önerilerini paylaşıyor.
Genel-İş İstanbul Konut İşçileri Şube Başkanı Nebile Irmak Çetin, evde çalışan kadınların sayısının sürekli artış gösterdiğini ama bu alanın tamamen kayıt dışı olması nedeniyle sayılarının bilinemediğini söyledi.
Ev hizmetlerinde çalışmanın riskler taşıdığını vurgulayan Çetin, buna karşın İş Kanunu ve Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında değerlendirilmeyen kadınların, bu yasaların sağladığı olanak ve korumalardan da yararlanamadığını ifade etti.
Ev hizmetlerinde çalışan kadınların örgütlenmesinin yasal olarak mümkün görülmediği değerlendirmelerinde bulunduğunu belirten Çetin, ancak bunun tersi örneklerin çeşitli ülkelerde geçerli olduğuna dikkati çekti. Çetin, “Fiili ve demokratik bir mücadele yaratıldığında kadınlara özgü bu alanda örgütlenme mümkün olabilir. Bu alanda çalışan kadınlar da İş Kanunu ve sosyal güvenlik kapsamına alınabilir. Yaptığımız toplantılarla bir eylem takvimi belirleyerek bu taleplerimizin hayata geçirilmesini isteyeceğiz” dedi.
Ev hizmetlerinde çalışan kadınların ağır ve hijyenik olmayan koşullarla karşı karşıya kaldığını anlatan Çetin, şöyle konuştu:
“Hasta bakıcılığı yapan arkadaşlarımız var ve bulaşıcı hastalık riskiyle karşı karşıyalar. Çalışırken maske, eldiven gibi kişisel koruyucular bile verilmeyebiliyor. Temizlik işlerinde kullanılan kimyasallar ve deterjanlar hastalıklara neden olabiliyor. Cam, pencere silerken yüksekten düşerek ölümler, ıslak zeminde çalışırken düşüp sakatlanmalar yaşanıyor.
Bu alanda çok ciddi bir potansiyel var. Kadınlara özgü bir alandaki sendikal örgütlenme, sendikal ve demokratik alana ivme kazandıracaktır. Sendika olarak bu örgütlenmeyi başarıyla sonuçlandırma konusunda kararlıyız.”
Nebile Irmak Çetin, İstanbul’da 8 aylık bir çalışma sonunda 200 dolayındaki kadınla temas kurduklarını ve bu örgütlenme çalışmasını özellikle ev hizmetlerinde çalışmanın yaygın olduğu büyük illerde sürdürmeyi amaçladıklarını bildirdi.
 
“BİZE DEĞER VERİLMESİNİ İSTİYORUM”
Ev hizmetlerinde çalışan kadınların örgütlenmesi girişimine katılan bazı kadınların çalışma koşullarına ilişkin değerlendirmeleri şöyle:
  • -Ben bir sigortamız olsun, güvencemiz olsun, geleceğimiz olsun istiyorum bu işlerde. Sadece para kazanmak değil maksadım. Düzenli bir çalışma saatinin de olmasını istiyorum. Çalışan olarak bize değer verilmesini istiyorum.
  • -Şimdiye kadar iki işte çalıştım, birinden evin beyi yüzünden ayrıldım. Çok kötü konuşuyordu ve çok kabaydı. Argo konuşuyordu. Diğerinden ise onlar çıkardı.
  • -Şu anda çocuklarımın biri altıya, biri yediye gidiyor. Kendi kendilerine bakıyorlar.
  • -Biz bu yaşta çalışıyorsak, bir mesleğimiz olsun, bir sigortamız olsun, ileride bir maaşımız olsun, istiyoruz.
  • -Yanında çalıştığımız insanlar müthiş zenginler, Türkiye’nin en zenginleri arasında bulunuyorlar. Size gelince her şeyin hesabını yapıyorlar. Tek maaşları ile ev alacak durumdalar, sizinle oturup tek kuruşun hesabını yapıyorlar.
  • -Senin sigortan var mı, bir sağlık sorunun var mı, çocuğunu doktora götürebiliyor musun, bunu sormuyorlar bile. Bunların hepsi sorun oluyor.
  • -İşi genelde ajans üzerinden buluyorsunuz. Bazen de tanıdığınız biri varsa sizi tavsiye ediyor. Ben arkadaşımı tavsiye ediyorum ya da arkadaşım beni tavsiye ediyor.
  • -Türkiye’nin her şeyinden ben de faydalanmak istiyorum, tatilinden, doktorundan, denizinden, doğasından faydalanmak istiyorum.
 
“KADIN OLDUĞUMU UNUTMAK İSTEMİYORUM”
  • -Kadın olduğumu hiçbir zaman unutmak istemiyorum, bununla gurur duymak istiyorum.
  • -Evin içindeyseniz, belli ailelerle çalışıyorsanız giyiminize de karışılıyor. Saçınızın rengine bile karışanlar oluyor. Mesela sarışın istemiyorlar.
  • -Belli şehirlerden gelmeni istemiyorlar. Ben bir iş görüşmesine gitmek için telefonla randevu alıyordum. Nerelisin dediler önce… Söyledim ‘senin tenin esmerdir, ben doğulularla çalışmıyorum’ dediler bana.
  • -Ben mesela beyaz giymeyi hiç sevmem, ‘çalışırken bunu giyeceksin’ diyorlar, giyiyorum. Orada para kazanacaksınız diye kendi kişiliğinizi bitiriyorsunuz.
  • -Çocuğumu sevecek takatim bile kalmıyor bazen.
  • -Sigortamız filan var dediler, giriş çıkış yapmış, ödememiş. Şimdi de ‘durumum yok’ diyorlar.
  • -Sigortam 9 sene BAĞ-KUR’a ödenmiş. Beş sene eksik çıktı, ‘toptan alır mısınız’ dedik BAĞ-KUR’a, ‘alamayız’ dediler.
  • -Sosyal güvencemiz, emekliliğimiz, hiçbir şeyimiz yok. İşimiz çok ağır olduğu için bir süre sonra hiçbir şey yapamaz hale geliyoruz.
  • -Şu anda 38 yaşındayım, 15 senemi bu işe vermişim geriye dönüp baktığımda sıfır, elde var sıfır durumundayım.”

REFERANS GAZETESİ

Published in: on Ekim 6, 2009 at 10:39 pm  Yorum Yapın  

Söyleşi: Ev İşçilerinin Örgütlenmesi Dayanışma İle Büyüyor

Alzheimer hastası Emine Özturan ve kanser hastası Ali Osman Özturan’a yatılı hastabakıcılık yapan, 37 yaşındaki 8 aylık hamile Nilgün Oğuz, hastaların akrabası İsmet Onay tarafından, 19 Ağustos’ta silahla karnından vurularak yaralanmıştı. Haberi öğrenen ev işçisi kadınlar, meslektaşlarına destek olabilmek için yardım kampanyası başlattılar. Bu olay, ev işçisi olarak çalışan kadınların örgütlenme mücadelesinin ne kadar haklı olduğunu , örgütsüz, sigortasız, iş güvenliğinden yoksun  iş tanımı olmadan çalışmanın ne kadar kötü sonuçlar doğurabileceğini gösterdi.Ayrıca bu olaydan sonra yaşanan işçi dayanışması, emekçilerin birbirlerine destek olduklarında sorunların üstesinden ne kadar kolay gelebildiklerinin de ispatı oldu.

27 Eylül 2009′da olayın mağdurları Nilgün Oğuz, Yavuz Oğuz, Raziye Tosun ve Talya Oğuz ile ev işçisi kadınların düzenledikleri yardım kampanyası sonucunda kiralanan evlerinde görüştük.

İşçinet: Olay günü neler yaşandı?

Nilgün Oğuz: Olay 19 Ağustos 2009’da gerçekleşti. Olay günü saat sabah 11 gibi İsmet Onay, yani beni vuran kişi çalıştığımız eve geldi. Kızkardeşine kötü davrandığımızı ima eden sözler söyledi. Ben kendisine zaten 2 aydır burada olmadığını hatırlattım. “Ben bu insanlara iki yıldır bakıyorum. Ali Osman bey de bizden memnun.” dedim. Sözlerinin yakışıksız olduğunu ifade ettim. Kızkardeşini alarak öğlen yemeği yedirmek için kendi evine götürdü.

Akşam üzeri saat 17 civarında geri döndüler. İsmet Onay ile muhatap olmamak için mutfağa geçip pirinç ayıklamaya başladım. O sırada annemle komşunun kızı alışverişten döndüler. Onlar da mutfağa yanıma geldiler. İsmet Onay içerideydi ve eşimde bilgisayarın başında oturuyordu. Bir şeyler bahane ederek mutfağa geldi. Dolap kapaklarını açıp çarparak kapatmaya başladı. Komşumun kızına “Bana şuradan bir bardak su doldur.” dedi. Kız suyu doldurdu. Bu su içilmez diyerek suyu üçümüzün üzerinden fırlattı. Bu esnada biz ıslandık tabi ama sesimizi çıkarmadık. Kıza ikinci bardağı doldurttu ve yine aynı şeyi yaptı. Ayağa kalktım “Bu hareketler yakışıyor mu sana?” dedim. “Bu evler benim, ben yaptırdım. Benim yetkim var konuşmak için.” dedi. Sonra elini kaldırarak vurmak için üzerime hamle yaptı. Annem bana vurmaması için müdahale edip araya girdi.

Gündelikçi olarak çalışan Tokatlı bir kadın arkadaşımız, çalışmaya gittiği evde ev sahibi kadın dışarıya çıkınca, ev sahibi erkek tarafından tacize, tecavüze uğrayıp öldürüldü. Sonrada ortadan kaldırılmak istendi.

Ardından silahını çıkarttı ve hol boşluğuna geçti. Bende arkasından giderek “Ne yapmaya çalışıyorsun o silahla? diye sordum. Eşim de gürültüye geldi. Ali Osman bey onun önüne geçti. Bende Ali Osman beyin önüne geçtim. Herkes birbirini korumaya çalışıyordu. Bir eli kapı kolunda, bir elinde silah varken yarım aralık kapıda göz göze geldik. Karnımı göstererek “Beni bu halde mi vuracaksın?” dedim. Bizi tehdit etmeye çalışıyor, korkutmak istiyor düşüncesindeydim. O sırada gözümün içine baka baka silahını ayarlamış bana isabet ettirebilmek için kapının arkasında. Bir el ateş etti. Vücudumda sanki bir ateş parçası geçti gibi bir sıcaklık algıladım. Yarım aralık kapıyı kapayıp arkasından kilitledi. Bu esnada eşim polisi aradı. İsmet Onay polisler gelene kadar odadan çıkmadı. Bu olay çok kısa zamanda gerçekleşti. Silah patlama seside çok azdı. Bacağıma bir kasılma hissettim, karnımı yokladım. Eşime “Yavuz galiba ben vuruldum.” dedim. Kıyafetimi kaldırıp karnıma baktım. Kan yoktu ancak yağa benzer bir sıvı ve köpükler çıkıyordu. Bebeğime bir şey olur korkusuyla şuurumu kaybetmemem lazım diye düşünerek kendimi şartladım. Sonrasını hayal meyal hatırlıyorum. Ambulansa bindirilişimi hastaneye götürülüşümü hatırlamıyorum.

İşçinet: Ne kadar zamandır Ali Osman Özturan’ın evinde çalışıyorsunuz?

Nilgün Oğuz: İki seneye yakın bir zaman çalıştım. Aynı evde bir alzheimer hastası ve bir kanser hastasına bakıyordum.

İşçinet: Çalıştığınız süre boyunca İsmet Onay’ın size karşı davranışları nasıldı?

Nilgün Oğuz: İsmet Onay bizi oraya çalışmaya gittiğimizden beri hiç istemedi. Her fırsatta, her geldiğinde bir kaç laf sokuşturup duruyordu. Biz de umursamıyor, idare etmeye çalışıyorduk. Sürekli hakaretlerine maruz kalıyorduk.

İşçinet: İşyerinde hiç tacize maruz kaldınız mı?

Raziye Tosun: Kadın kız gördüğünde ağzının suyu akan bir adam bu İsmet. Bir gün çarşıya alışverişe gidiyordum. Onun evinin önünden geçiyordum. Birisi “Aşkım, sevgilim…” diye sesleniyor. Döndüm baktım kimse yok ortalıkta, anladımki bana söylüyor. “Aşkım, sevgilim sana sesleniyorum. Duymuyor musun?” diyor. Esnafta o sırada söylenenleri duyuyor. Bende döndüm “Ne diyorsun sen terbiyesiz?” dedim. “Bilemezsin, korkarsın ben yardımcı olayım.” dedi. Bende öfkeyle “Sakın gelme!” diye bağırdım. Yoluma devam ettim.

İşçinet: Ev işçiliği yaparken başka işlerde de çalıştınız mı?

Nilgün Oğuz: Sekiz ay boyunca bir inşaat şirketinin yemek dağıtım işinde çalıştım. Günde üç defa gidip geliyordum oraya. Kazandığım ek parayla gebe kalabilmek için tedavi görüyordum. Yan dairede inşaat işi vardı. Bir an önce işler bitsin, üzerimdeki sorumluluk kalksın diye oraya da marley döşüyordum. Yıllardır sahip olmak istediğim bebeğe, 40 yaşına yakın kavuşabilecektim. Benim için en büyük zenginlik bebeğimdi.

İki-üç yıl önce sendikayla tanışmış olsam, şu an çok farklı bir yerde olurdum. Aynı işi yapan aynı sıkıntıları paylaşanların birbirine yardım etmesi en büyük destek. Başkalarının beni onlar gibi anlaması mümkün değil.

İşçinet: Şu an bebeğinizin sağlık durumu nedir?

Nilgün Oğuz: Bebeğim Talya premature doğdu. 29 gün boyunca hastanede kaldı. 10 gün önce hastaneden çıkardık. Kızımın kalçasında, kolunda, bacağında ve göbeğinin hemen altında dikişler var. bunların bir kısmı alındı. Sol ayağı atel ile sabitlenmiş durumda. Haftada bir defa Çapa Tıp Fakültesi’nde kontrole götürüp getiriyoruz. Genel durumu iyi, normal bir bebeğin gelişmesi gerektiği şekilde gelişiyor. Tedavinin ortopedik ve plastik cerrahi kısmına henüz başlanmadı. Herşeyden önce sapasağlam doğmasını beklediğimiz çocuğumuzda, kalıcı bir rahatsızlık olmasından korkuyoruz. Şu an sol el ve ayağındaki sinirleri yandığı için böyle bir durum olabilir. Tedavisi yapılabilir mi? Mümkün müdür? Henüz bir bilgimiz yok.

İşçinet: Sizin sağlık durumunuz nedir?

Nilgün Oğuz: On gün hastanede kaldım. Benim de dikişlerim var. Bebeğimle ilgilenmekten henüz kendi kontrollerimi yaptıramadım. Vurulan bölgedeki damarlar hasar gördüğü için hareketlerim kısıtlandı. Uzun mesafe yol yürüyemiyorum. Psikolojim bozuk. Gergin ve asabi bir insan oldum. Herkesin söyledikleri bana batıyor. Psikolojik tedavim devam ediyor. Eşimle beraber haftada bir gün bir saat tedavi görüyoruz.

İşçinet: Burada çalışmadan önce ev işçiliği yapmış mıydınız?

Nilgün Oğuz: Yaklaşık 6-7 senedir çalışmıyordum. Eşim çalışıyordu.

İşçinet: Ev işçisi olarak çalışmaya devam edecek misiniz?

Nilgün Oğuz: Şu anki psikolojimle çok rahat “Çalışmak istemiyorum.” derim. Ancak şartlar gerektirirse yapacak bir şey kalmıyor. Bir çok arkadaşımız bu sektörde çalışıyor. Çoğu mağdur oluyor, başına bizim gibi işler geliyor. Herkes ekmeğinin derdinde.

İşçinet: Hukuki süreci başlattınız mı?

Nilgün Oğuz: Adli tatil ve arkasından gelen bayram tatili nedeniyle, hukuki süreç henüz başlayamadı. Önümüzdeki hafta içi başlayacak.

Gülhan Benli: Genel-İş sendikasının görüşmeleri sonucunda, İHD İstanbul Şube Başkanı Av. Gülseren Yoleri davayla ilgilenecek.

İşçinet: Sendikanın yaşananlardan nasıl haberi oldu?

Gülhan Benli: Daha önce de ev işçisi kadınlar olarak işçinet ile sendikal mücadelemiz ile ilgili bir söyleşi yapmıştık. İşçinet bize ulaşarak, ev işçisi bir kadın arkadaşımızın karnında bebeğiyle vurulduğu haberini verdi. Durumu haber alınca yaralı arkadaşımızın yattığı hastaneyi araştırıp bulduk. Şube başkanımız Nebile Irmak Çetin ile beraber kendisini ziyarete gittik. Sorunlarına, sıkıntılarına olanaklarımız ölçüsünde sahip çıkmaya çalıştık. Bir takım sivil toplum kurluşlarıyla da iletişime geçerek, destek olmaya çalıştık.

İşçinet: Sendika ne gibi yardımlarda bulundu?

Gülhan Benli: Kendisini hukuki süreçte savunacak avukatı bulduk. Çalıştığı yerdeki sıkıntıları nedeniyle, oraya geri dönemeyeceği için, ev tutmalarına yardım ettik. Evin eşyasını düzenlediğimiz kampanyayla toparladık. Psikolojik destek sağlayabilmek için terapilerini başlattık. Ev işçileri kadın komisyonu olarak, valiliğe ve sivil toplum kurluşlarına müracaat ederek yardımlar topladık.

İşçinet: Yaşanan olayları bu sektörde çalışan birisi olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gülhan Benli: Bu yaşanan olay da bizim mücadelemizin gerçek anlamda ne kadar önemli olduğunun bir göstergesidir. Nilgün bu sıkıntıları yaşayan ilk arkadaşımız değil, daha öncesinde yaşananlar da var. Gündelikçi olarak çalışan Tokatlı bir kadın arkadaşımız, çalışmaya gittiği evde ev sahibi kadın dışarıya çıkınca, ev sahibi erkek tarafından tacize, tecavüze uğrayıp öldürüldü. Sonrada ortadan kaldırılmak istendi. Bizler, ev işçisi kadınlar, böyle sömürüleri sonlandırmak için örgütleniyoruz. Dediğim gibi bu olay ilk değil, ancak son olması için elimizden geleni yapacağız. Nilgün arkadaşımız da bize destek olacağını ifade ediyor. Artık o da yanımızda şimdi daha güçlüyüz.

İşçinet: Hastaneye ilk geldiklerinde sendikayı ve ev işçisi kadınları nasıl karşıladınız?

Nilgün Oğuz: Takdir edersiniz ki bu yaşadıklarımdan sonra şüpheyle yaklaştım. Acaba beni vuran kişinin yolladığı birileri mi diye bile düşündüm. Yoğun bakımdan çıkmıştım, insanlara karşı güvensizdim. Kime ne açıklama yapacağımı şaşırmış durumdaydım. Çok haberci geldi gitti.

İşçinet: Sizinle ilgili haber yapmak isteyen medyadan destek gördünüz mü?

Nilgün Oğuz: Ev işçileri arkadaşlarımız ve onların iletişime geçtiği sivil toplum kuruluşları haricinde bir destek almadık. Onlar olayı sadece magazinsel olarak değerlendirmeye uğraştılar.

İşçinet: Şu an sendika hakkında ne düşünüyorsunuz?

Nilgün Oğuz: O zor dönemimizde Genel-İş sendikasından Nebile hanım, gündelikçi işçiler bize destek oldular. Kendilerine son derece minnettarım. Bize en büyük desteği onlar verdi. Aç dahi kalsam açım diyemeyecek bir yapım vardır. Onlar olmasaydı ben derdimi izah edemezdim. Bizi sahiplendiler. Bize hissettirmeden, her şekilde maddi manevi yanımızda olmaya çalıştılar.

Nilgün Oğuz: 2-3 yıl önce sendikayla tanışmış olsam, şu an çok farklı bir yerde olurdum. Aynı işi yapan aynı sıkıntıları paylaşanların birbirine yardım etmesi en büyük destek. Başkalarının beni onlar gibi anlaması mümkün değil. Oradaki tüm arkadaşlarımın iş hayatında karşılaşabileceği bir durum bu.

Gülhan Benli: Bu bir dayanışmadır. Aynı şartlarda ev işlerinde çalışanlar olarak bir dayanışma içerisindeyiz. Verdiğimiz mücadele bu doğrultuda devam ediyor.

Nilgün Oğuz: Ben kendimi yalnızım diye düşünürdüm. Ama emekçi arkadaşlarım bu destekleriyle, bana yalnız olmadığımı gösterdi. Daha önceden sendikayla tanışmış olsaydım. Evin içinde yaşamış olduğum zorlukları yaşayan başkalarının da varlığından haberdar olacaktım. Daha rahat koşullarda çalışmış olacaktım. Sağlık sorunlarımı aşınca, bende gündelikçi arkadaşlarımın örgütlenme mücadelesinin içinde yerimi alacağım. Yapabileceğim her şey ile yanlarında olacağım.

İşçi.Net

Published in: on Ekim 2, 2009 at 11:52 pm  Yorum Yapın  

Yatılı hastabakıcı Nilgün Oğuz, işyerinde vurularak yaralandı

Alzheimer hastası Emine Özturan ve kanser hastası Ali Osman Özturan’a  yatılı hastabakıcılık yapan, 37 yaşındaki 8 aylık hamile Nilgün Oğuz, hastaların akrabası İsmet Onay tarafından silahla karnından vurularak yaralandı.  Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Oğuz’un vurulan bebeği ameliyatla alındı ve Çapa Tıp Fakültesin’de tedavisi sürüyor. Olayın yaşandığı 19 Ağustos’tan beri Okmeydanı’nda tedavisine devam edilen Nilgun Oğuz’u, yakın zamanda örgütlenme mücadelesi başlatan konut işçileri ve Konut İşçileri Sendikası şube başkanı Nebile Irmak Çetin ziyaret ettiler.

Ziyaret sırasında açıklama yapan Çetin: “Konut işçileri, sosyal güvenceleri olmadan, sağlıksız ortamlarda esir gibi çalıştırılıyor. Üzerine de canına kast ediliyor. Arkadaşımızı sendika olarak yalnız bırakmayacağız ve olayın sonuna kadar takipçisi olacağız. Pazartesi’den itibaren hukuksal süreci başlatıyoruz. Bu iş kolundaki çalışma şartlarını kamuoyuna duyurmaya çalışacağız. Yaşanan bu olay örgütlenmeye ne kadar çok ihtiyacımız olduğunun da bir göstergesidir.” dedi.

Çapa Tıp Fakültesin’de yatmakta olan bebeğin sağlık durumu ciddiyetini koruyor.

Published in: on Ağustos 24, 2009 at 10:51 pm  Yorum Yapın  

“Köleydik ama bu sonsuza kadar sürmeyecek!”

Zengin Evlerinin Sessiz Çalışanları Ses Veriyor: “Köleydik Ama Bu Sonsuza Kadar Sürmeyecek!”

Evlere gündelikçi olarak çalışmaya giden kadınlar, haftada yedi gün, geceli-gündüzlü, sigortasız çalışıyor. İŞKUR şubelerine çarşaf çarşaf astığı afişlerle kayıtdışı, sigortasız çalışmanın karşısında olduğunu iddia eden Çalışma Bakanlığı; taşeron şirketlerden edindiği raporlarla kim-nerede çalışıyor bildiği halde, bu insanların sigortasız çalıştırılmasına göz yumuyor. Hiç bir sosyal güvencesi olmayan bu işçiler, ev işlerinde köle olarak çalıştırılıyor. Taşeron şirketler, gündelikçi işçi ajansları, ise birer köle pazarı…

Bu gidişata son vermek için ev emekçileri DİSK’e bağlı Konut İşçileri Sendikası altında örgütlenmeye başladı. 16 yıldır dadılık yapan Gülhan Benli, 24 yıldır dadılık yapan Gülseren Bektaş, 6 yıldır hastabakıcılık yapan Rita Karapetyan ile iş koşulları ve örgütlenme süreçleri üzerine konuştuk.

işçinet: Genel-İş’e bağlı Konut İşçileri Sendikası’nda örgütlenmeye ne zaman başladınız?

Gülhan Benli: Örgütlenme sürecimiz sekiz ay önce başladı. DİSK başkanıyla görüşerek, durumumuzu ve çalışma koşullarımızı izah ettik. “Biz hakkımızı alabilmek için sendikada örgütlenmek istiyoruz” dedik. Başkanda bizi Genel-İş altında, kapıcıların örgütlendiği Konut İşçileri Sendikası’na yönlendirdi. Böylelikle sendikaya gidip-gelerek, tartışarak-konuşarak, sendikamızın kadın ve erkek gündelikçi işçileri de kapsamasını sağlayacak altyapısını kurma çalışmalarına başladık.

işçinet: Gündelikçi işçilerin sendika içerisindeki konumu nedir?

Gülhan Benli: Çoğunlukla sigortasız çalıştırıldığımız için, sendika üyeliklerimiz TC tarafından kabul edilmiyor. Kendi sosyal ve ekonomik taleplerimize çözüm bulabilmek, mücadelemize yasal bir statü kazandırmak istiyoruz. Sendikamız içindeki konumumuzu yasal bir düzleme oturtmak ve mücadelemizi burada vermek istiyoruz.

işçinet: Sendikalaşma faaliyetini nasıl yürütüyorsunuz?

Gülhan Benli: Oluşumumuzu telefon trafiğiyle, yüz yüze görüşmelerle, toplantılar yaparak duyurmaya çalıştık. Basında hakkımızda yazılar yayınlattık. Özgür radyo’da ve Hayat tv’de programlar yaptık. Sendikamızda bir konferans düzenledik. Hazırladığımız bildiriyi de çevre ilişkilerimiz ve sendikamız aracılığı ile sektörde çalışan arkadaşlarımıza ulaştırmaya çalıştık.

Gülseren Bektaş: 24 yıldır dadılık yapıyorum. Çevremde yaşananları görüyorum. İnsanlar bu iş kolunda ciddi sıkıntılar çekiyorlar. Şu an çalıştığım yerden memnunum. Sigortam ve sosyal haklarım var. Ancak bunlar geçici. Neticede bir bebeğe onsekiz ay, bilemedin en çok iki yıl bakılıyor. Yarın bir gün bu iş bitecek. Kimbilir hangi şartlarda çalışmak zorunda kalacağım. Örgütlenmenin gerekli olduğunu on yıldır düşünüyordum. On gün kadar önce arkadaşlar telefon ettiler. “Biz haklarımızı aramak için sendika kuracağız” dediler. Ben de seve seve katılırım dedim.

işçinet: Sendikalaşma sürecinde ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Gülhan Benli: Konut işçilerinin çalışma koşulları oldukça kötü. Haftada bir gün 24 saat izin kullanabiliyorlar. O vakitte de ancak kendi kişisel sorunları ve işleriyle meşgul olabiliyorlar. Dolayısıyla bir araya gelerek, gerek ortak sorunlarımız, gerekse yönelimimiz üzerine tartışmak için çok az vakit bulabiliyoruz.

işçinet: Eylem planınız nedir? Daha büyük kitlelere nasıl ulaşacaksınız?

Gülhan Benli: Öncelikli olarak üye kaydımızı hızlandırarak, minimum yüz kişiye ulaşmak istiyoruz. Sendika avukatları aracılığıyla,sendikalaşmamızın yasallaşması için bir yasa önergesi hazırlatacağız. Meclisteki emeğe yakın milletvekilleri aracılığı ile de önergemizi Çalışma Bakanlığı’na ulaştıracağız. Mecliste durum hakkında görüşme yapılmasını ve önergemizin geçirilmesini sağlamak istiyoruz. Konfederasyon başkanımız, üye arkadaşlarımız ile toplantılar düzenleyip, basın açıklamaları yaparak; kamuoyuna kendimizi duyurmayı düşünüyoruz. İş kolumuzla ilgili sorunları anlatan, film ve tiyatro gösterimleri yapmak istiyoruz.

işçinet: Yasa önergeniz kabul edilmezse ne yapacaksınız?   

Gülhan Benli: Biz bir mücadeleye başladık. Bu mücadeleyi büyütmek en önemli  işimiz. Yasa önergesinin çıkması için elimizden geleni yapacağız. Gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceğiz. Tabii ki mücadelemizin haklılığını buralardan gelecek kararlar belirleyemez. İşçilerin isteklerini yasalar durduramaz. Biz insanca çalışmak ve yaşamak için mücadele veriyoruz. Yasalar sizin böyle bir hakkınız yok diyebilir, ama biz biliyoruz ki sendikalı, sigortalı, insanca çalışmak bizim hakkımızdır. Çünkü biz köle değiliz.

“Çalıştığınız yerde bir hayvan varsa, o hayvan çalışan işçiden kat kat daha üstün tutulur. Gelir dolaşır, evin her yerinde yatar, oynar ona bir şey denmez. Ancak evde çalışan insan salonda koltukta oturayım dese, hemen oraya oturma derler.”

işçinet: Çalıştığınız yerlerle herhangi bir iş sözleşmesi yapıyor musunuz?

Gülhan Benli: İşveren taşeron şirketten işçi alınca aralarında bir sözleşme yapılıyor. Orada sadece “a isimli şahıs b ismindeki işveren tarafından şu tarihte işe başlatılmıştır” gibi bir ibare var. İşin tanımı, çalışılacak saat, çalışma ve izin günleri gibi belirtilmesi gereken durumlar yok. Bu sözleşme Çalışma Bakanlığı’na yollanıyor. Bu ajanslar Türkiye İş Kurumu’na bağlı çalışıyorlar. Her üç ayda bir Çalışma Bakanlığı’na; nereye hangi işçiyi yerleştirdiklerine dair rapor göndermekle yükümlüler. Yani aslında bakanlığın bizim nerede çalıştığımızdan haberi var.

işçinet: Taşeron şirketlerin sektördeki işlevi nedir?

Gülseren Bektaş: Ajans bizim üzerimizden para kazanıyor. Biz şikayetlerimizi ajansa bildirdiğimiz zaman, ajans bizi savunmuyor, işvereni kolluyor.

Gülhan Benli: Taşeron şirket ve işveren kendi çıkarlarını kolluyor her zaman. Arada olan işçiye oluyor. Mesela bir iş görüşmesi varsa; taşeron şirket bir işçi alınacak iş için 15-20 kadın topluyor. Kişinin etnik kimliği, tipi, kilosu, yaşı hepsini bir bir inceliyorlar. İşveren kendine uygun gördüğünü seçerek işe alıyor.

Gülseren Bektaş: Bir seferinde bir ajansa gittim. Orada bir arkadaşım çalışıyordu. “Burada ne iş yapıyorsunuz?” diye sordum. “Burası resmen modern köle pazarı” dedi bana.

“İşverenler bizi göçmen çalışanlarla karşı karşıya getirmek istiyor. Bizim amacımız göçmen çalışanlarla karşı karşıya gelmek değil. Dertlerimiz aynı. Bu arkadaşlarımıza da çalışma izni verilmeli. Eşit şartlarda çalışabilmeliler. Bu bizim de menfaatimize olacaktır. ‘Sen bu fiyata çalışmazsan, bir göçmen bulur çalıştırırım’ tehditleriyle ücretlerimizi düşük tutamayacaklardır.”

işçinet: Taşeron şirketler yabancı uyruklu işçilere de iş buluyor mu?

Gülhan Benli: Taşeron şirketlerin, çalışma izni olmayan yabancı uyruklu işçileri, bir işe yerleştirmesi yasak. Bunun cezaları var. Ancak şirketler gerekli yerlere rüşvet vererek, bu durumdaki işçileri de işverenlere yolluyorlar. İŞKUR’unda kaçak çalışmaya, kayıtsız çalıştırmaya dair almış olduğunu iddaa ettikleri önlemleri samimi bulmuyoruz.

işçinet: Bir evde bir kaç kişi birlikte çalıştığınız oluyor mu?

Gülhan Benli: Beraber aynı evde çalışan arkadaşlarımız oluyor. Bir evde 5-6 kişi, hatta kimi büyük evlerde 10-12 kişi beraber çalıştığı oluyor. Biri çocuk bakıyor, biri temizlik yapıyor, bahçıvan, aşçı… bir evde çalışan sayısı bazen epey fazla olabiliyor.

“Alevi, Kürt, Ermeni yada diğer etnik kimliklerden birisine sahip olan bir arkadaşımız, bir yerde görüşmeye gittiğinde kimliğini ifade ederse, genelde işi alamıyor. Çalışanlar kendi kimliklerini saklamak zorunda kalıyorlar. Çünkü çalışmak zorundalar.”

işçinet: Çalıştığınız yerlerde ortak sorunlarınız nelerdir?

Gülhan Benli: Bir çocuğa bakmak, zor iş, karşılıklı güven ilişkisi gerektiriyor. Gece gündüz saat mevhumu olmadan çalışmak gerekiyor. İstatistiki verilere göre, en çok psikolojik problem yaşayan çalışanlar çocuk bakıcıları.

Rita Karapetyan: Çocukla çalışan arasında duygusal bir bağ kuruluyor. Mesela baktığım bir bebek vardı. İzin kullanıp Ermenistan’a gittim. Hemen babası aradı. “Çocuk çok ağlıyor, sürekli seni istiyor” diye.

Gülhan Benli: Doktora gitmemiz gerektiğinde bile gidemiyoruz. Ücretler çok düşük, dahası 3000-4000 lira kazanıyor olsak bile o emeğin karşılığı olamaz. Bizden güven istiyorlar, veriyoruz. Ancak biz emeğimiz karşılığında, hiç bir güvence alamıyoruz.

Gülseren Bektaş: Mesela hasta oldunuz, üç gün iş göremez raporu aldınız. Bu durumda işveren sizi beklemiyor. “Ben bekleyemem başka bir eleman alırım” diyor. Hiç bir güvencemiz yok. İş yerinde bir kaza meydana geldiğinde çoğunlukla “Dikkat etseydin, sakarlık yapmasaydın” diyorlar. Kazaların masraflarını karşılamıyorlar. Yada doktora götürüp, bir ağrı kesici yazdırtıp onu alıyorlar. “Ağrın geçer” diyorlar. Tedavi dedikleri de bu.

Gülhan Benli: Sektörde çalışanların kimileri, hem temizlik yapıyor, hem de işvereninin cinsel ihtiyaçlarını karşılıyor. Göçmen kadınlar daha da zor durumlara maruz kalıyor. Kimi zaman işverenleri onları kendi arkadaşlarına da sunuyor. İstismara açık bir iş alanı bu. Türkiye’li çalışanlarda erkek-kadın işverenlerinin veya patronun oğlunun cinsel tacizine maruz kalıyorlar. Bu şekilde yapacağı işi bitirmeden, taciz nedeniyle evden ayrılan pek çok arkadaşımız var.

Gülseren Bektaş: Çalıştığınız yerde bir hayvan varsa, o hayvan çalışan işçiden kat kat daha üstün tutulur. Gelir dolaşır, evin her yerinde yatar, oynar ona bir şey denmez. Ancak evde çalışan insan salonda koltukta oturayım dese, hemen oraya oturma derler.

işçinet: Etnik kökeninizle ilgili sorunlar yaşıyor musunuz?

Gülhan Benli: Alevi, Kürt, Ermeni yada diğer etnik kimliklerden birisine sahip olan bir arkadaşımız, bir yerde görüşmeye gittiğinde kimliğini ifade ederse, genelde işi alamıyor. Çalışanlar kendi kimliklerini saklamak zorunda kalıyorlar. Çünkü çalışmak zorundalar. Bakmak zorunda oldukları çocukları var veya eşleri işsiz durumda. Kimliğimi ifade edersem bu işi alamayabilirim korkusu var insanlarda. Kilolu yada zayıf olmak da sorun yaratıyor. “Çok kilolu çok yemek yer, hareket edemez” diyorlar. “Çok zayıf gücü yetmez, iş yapamaz” diyorlar. Bir tek açıp dişlerimize bakmadıkları kalıyor. Aynen 19.yy kölelik düzeni gibi… Bugün de aynı şeyleri yaşıyoruz.

işçinet: Göçmen işçiler hakkında ne düşünüyorsunuz? Çalışma koşullarınız farklı mı?

Gülhan Benli: İşverenler bizi göçmen çalışanlarla karşı karşıya getirmek istiyor. Bizim amacımız göçmen çalışanlarla karşı karşıya gelmek değil. Dertlerimiz aynı. Bu arkadaşlarımıza da çalışma izni verilmeli. Eşit şartlarda çalışabilmeliler. Bu bizim de menfaatimize olacaktır. “Sen bu fiyata çalışmazsan, bir göçmen bulur çalıştırırım” tehditleriyle ücretlerimizi düşük tutamayacaklardır.

Rita Karapetyan: Ben Ermenistan’dan geldim. 6 yıldır Türkiye’de hastabakıcı olarak çalışıyorum. Hastabakıcılık dışında ütü, yemek, temizlik evin bütün işlerini yapmamızı da istiyorlar. Bunun karşılığında da ayda 500 dolar veriyorlar.

Gülhan Benli: Patron daha yüksek maaşla çalışan, sigortası olan arkadaşlarımızı işten atmıyor. Yıldırma politikası uyguluyor. Aynı evde daha düşük ücretle, güvencesiz çalışan işçilere iyi davranırken; ona kötü davranıyor. Özellikle göçmen çalışanları ona karşı kışkırtıyor. Hem bunları yapıyor, hem işten atıyor, hem de “bana iftira etti” diye bir de mahkemeye veriyor.

“…Uzun yoldan gelmişti ve ayakları epey pisti. Masajdan sonra gidip ellerimi yıkadım. Peşimden geldi ve ‘ne yapıyorsun?’ diye sordu. Bende ellerimi yıkıyorum dedim. Bana ‘sen benim yanımda çalışıyorsun ben senden pis miyim?’ diye sordu…”
işçinet: Türkiye’ye geldiğinizde dil biliyor muydunuz? Nerede ikamet ettiniz?

Rita Karapetyan: Geldiğimde henüz Türkçe bilmiyordum. Gedikpaşa’da İncili Kilise’nin orada oturdum bir süre.

işçinet: Burada nasıl iş buldunuz? Türkiye’de hangi işlerde çalıştınız?

Rita Karapetyan: Beni kiliseden hasta bakıcı olarak ilk işime çağırdılar. Ev Şişli’deydi. İlk işimde bir buçuk sene çalıştım. Hastabakıcılığın yanında temizlik ve yemek de yaptım. Sonra baktığım kadın rahmetli oldu. İkinci işim Nişantaşı’ndaydı. Orada da bir sene iki ay kadar çalıştım. 93 yaşındaki bir Yahudi adama bakıcılık yaptım. Sonra o da rahmetli oldu. Daha sonra da ilk işverenimin arkadaşının anne ve babasına baktım. Kadının zihinsel rahatsızlığı vardı. İki buçuk sene gece gündüz çalıştım burada da. Yatılı kalmayı kendim istiyordum. Çünkü kira ve yiyecek masraflarımı karşılayabilecek kadar para kazanamıyordum. Şimdi beş aydır işsizim. Yabancı olduğum için çok düşük ücretle çalıştırmak istiyorlar. Bende bu şartları kabul etmiyorum. Hemşireyim ve profesyonel masaj da yapabiliyorum. Diplomalarım yanımda. Bana şimdiye kadar ki iş yerlerimde ev işleri temizlik ve yemek de yaptırdılar. Haftada sadece 12 saat izinle çalışıyorum yıllardır.

işçinet: Çalıştığınız yerlerde şiddete maruz kaldınız mı?

Rita Karapetyan: Türkiye‘ye yeni geldiğim zamanlarda, köpeğiyle yaşayan bir kadının evinde bir süre çalışmıştım. Ev işlerini yapıyor, köpeği gezdirip bakıyordum. Kadın on günlüğüne uzun yola, şehir dışına çıkmıştı. Gezisi bitince eve döndü. Benden on lira borç istedi. “Sonra ben sana maaş verirken veririm” dedi. Hanımefendi dedim; değil 10 lira benim hiç param yok. Bana surat yaptı ve benden hemen masaj yapmamı istedi. Bende yaptım. Uzun yoldan gelmişti ve ayakları epey pisti. Masajdan sonra gidip ellerimi yıkadım. Peşimden geldi ve “ne yapıyorsun?” diye sordu. Bende ellerimi yıkıyorum dedim. Bana “sen benim yanımda çalışıyorsun ben senden pis miyim?” diye sordu ve duşa girdi. Telefonu çalmaya başladı ve çıplak halde duştan çıkıp bana “nerede bu telefon?” diye sordu. Bende yerini bilmiyordum, “bilmiyorum hanımım” dedim. Havlusunu atmış üzerine meğerse… Bu cevabımdan sonra beni saçlarımdan tuttu. Yerlerde sürükleyerek üst kattan alt kata indirdi. “Burada güvenlikler var. Seni onlara vereceğim, şimdi polis çağıracağım” dedi. Ben hiç bir şey bilmiyorum, “ne yaptım da polis çağırıyorsun?” dedim. Kadın tuvalete girdi. Bende o arada mantomu alıp, evde temizlik yaparken giydiğim terliklerle evden kaçmaya başladım. Bütün eşyalarım o evde kaldı. Yağmur yağıyor, hava soğuk, her yer çamur koşarak kaçıyorum. Arkamdan polisler geliyor sanıyorum. Çok kötüydü. Hatırladıkça kötü oluyorum.

“Kendimize, emeğimize, bedenimize, kimliğimize, kişiliğimize sahip çıkmak için mücadelemizi hep birlikte verelim.”

işçinet: Daha önce bu iş kolunda gerçekleştirilmiş bir örgütlenme örneği var mı?

Gülhan Benli: Bir dernek kurulmuş ve onun üzerinden örgütlenilmeye çalışılmış. Ancak pek bir ilerleme kaydedilememiş.

işçinet: Yurt dışında bu iş kolunda bir örgütlenme mevcut mu?

Gülhan Benli: Evet Almanya’da ve Güney Amerika’da var. Orada işçiler kendi çalışma koşullarını belirleyebiliyorlar. Endonezya’da ev emekçileri 2 Ağustos’ta yürüyüş düzenledi. Hükümetten düşük ücretli çalışanları koruma kanunu istedi. Yurtdşındaki örgütlenmeler hakkında bilgi toplamaya devam ediyoruz. Yabancı dillerden metinleri çevirtiyoruz.

işçinet: Başka iş kollarındaki sendikalarla ve  işçilerle iletişiminiz var mı?

Gülhan Benli: Sabah-Atv grevcilerinin eylemlerine destek verdik. Basın açıklamalarına katıldık. Onlarda bize bir eylemlerinde açıklama yapma fırsatı yarattılar. Petrol-İş’ten arkadaşlar, dünyada bizim benzerimiz örgütlenmeler hakkında yabancı dildeki bilgileri çevirmemize yardımcı oluyorlar. Neticede hepimiz işçiyiz. Sektörümüz farklı olsada dayanışmak zorundayız. Haber aldıkça tüm arkadaşlarımıza destek vermeye çalışacağız.

işçinet: Sektörde çalışan örgütsüz ev emekçileri ne yapmalı?

Gülhan Benli: Buradan onlara bir çağrı yapmak istiyorum. Biz kadınların başaramayacağı hiç bir şey yoktur. Hep birlikte bir arada duralım, elele verelim. Kendimize, emeğimize, bedenimize, kimliğimize, kişiliğimize sahip çıkmak için mücadelemizi hep birlikte verelim. Biz, yılmadan usanmadan sendikamıza sahip çıkacağız. Kölelik koşullarını geride bırakıp insanca koşullarda çalışmak ve yaşamak için mücadele vereceğiz.

İşçi.Net

Published in: on Ağustos 18, 2009 at 11:40 pm  Yorum Yapın  

Konut işçileri örgütleniyor

Kadın istihdamının yüzde 20′lerde olduğu Türkiye’de özellikle evlerde çalışan ve ‘gündelikçi” olarak adlandırılan kadınların oranı yüzde 70′i buluyor. Sosyal güvenceden yoksun bir şekilde, gelir düzeyi yüksek ailelerin çocuklarına bakan, temizlik işlerini yapan, yaşlılara bakan kadınlar, kayıt dışı bu sektörde emeklerinin yok sayıldığı, taciz, tecavüz dahil pek çok risk altında kaldıkları çalışma koşullarını değiştirmek için örgütlenmeye başladı.

DİSK’e bağlı Genel İş Sendikası bünyesinde Konut İşçileri Şubesi’nde sendikalaşmak için girişimler başlatan kadınlar, emeklerinin artık görünür olmasını istiyor. 15 yıldır ev hizmetlerinde çalışan Gülhan Benyıl, ev ekonomisine katkı olsun diye başladığı işte zamanla evin geçimini sağlayan kişi olmasına rağmen emeğinin bir türlü görülmediğini söyledi. Çalıştığı birçok evde hem temizlik hem de çocuk baktığını ancak yıllar sonra dönüp baktığında elde ettiği hiçbir şey olmadığını gördüğünü ifade eden Benyıl, ’15 senenin sonucunda şu an sıfır var elde sıfır. Meslek hastalıkları söz konusu, kazalar sonucunda ölümler gerçekleşiyor. Ve sosyal güvence olmadığı için hiçbir şey yapılamıyor’ dedi. Oldukça riskli bir iş yaptıklarını ve çoğu zaman günde 20 saat çalıştırıldıklarını ifade eden Benyıl, ‘Çalıştığımız evlerde tacize, tecavüze maruz kalabiliyoruz. Hiçbir hak iddia edemiyoruz. Ev sahibi çık git dediğinde hiçbir şey söylemeden çıkmak zorunda kalıyoruz’ dedi.

20 yıldır çalıştığını ve çalıştıkları yerlerde insanlara değer verilmediğini vurgulayan Ayşe Ünal, ‘Akşama kadar çalışıyoruz. Karşılığında ise hakaret edip bağırıp çağırıyorlar. Bazen giydiğimiz kıyafete dahi karışıyorlar’ diye konuştu. İşten sürekli geç çıkmak zorunda kaldığını sözlerine ekleyen Ünal, kendi çocuğuyla yeterince ilgilenememekten yakınıyor. Kendi evinin işini de yapmak zorunda kaldığını sözlerine ekleyen Ünal, ‘Bu şekilde çalışmak çok zor. Fakat katlanmak zorunda kalıyoruz, çalışma gibi bir zorunluluğum var. Hiçbir şey kazanamıyoruz karın tokluğuna çalışmış oluyoruz’ diye kaydetti.

’33 yıldır bekliyorum’

33 yıldır aynı evde çalışan Safiye Çakmak ise, hep sigortalı olacak diye beklemesine rağmen sürekli oyalandığını belirtiyor. Çakmak ‘Bana hep bugün yarın, bugün yarın sigortanı yapacağız dediler. Bir de baktım 33 yıl geçmiş aradan ve hiçbir şey yok’ dedi. Çalıştığı yerde evin bütün işini yaptığını aynı zamanda yaşlıya da baktığını dile getiren Çakmak, bir gün dahi erken çıkmanın imkansız olduğunu aynı zamanda kendi evinin işini yaptığını sözlerine ekledi. Çakmak, artık sendikalı olup daha rahat koşullarda çalışmak istediğini de aktarıyor.

‘Sözlü taciz çok’

20 çalışan, 12 yıldır sigortalı ve sendikalı olan Fatma Urluca, çocuk bakıcılığı yaptığını zaman zaman ev işlerini de yaptığını aktardı. Günlük yaşamda her türlü işi yaptıklarını söyleyen Urluca, ‘Akşam başımı yastığa koyunca acaba ben bugün ne yaptım diye düşündüğüm zaman hiçbir şey yapmış olmuyorum. Çünkü tamamen bedenimden gitmiş oluyor. Gelir olarak kazanıp kazanmamamız ayrı bir şey, ne kadar kazansak da bedenimizden gitmiş oluyor çünkü koşullar çok kötü’ dedi. Çalıştığı yerdeki insanların herhangi bir şeye sinirlendiklerinde gelip kendilerine kızdığına işaret eden Urluca, bu nedenle kendilerinin ruhsal olarak da çok yıprandıklarını dile getirdi. Urluca, ‘Bazı yerlerde 3 gün önceden kalmış yemeği yememiz için veriyorlar. Kendisi yemez çocuğuna vermez ama bize veriyor. Ben bu tür durumlarda yemeyip döküyorum’ diye konuştu. Meslek kazalarından dolayı, çok mağdur olduklarını, aynı zamanda sözlü tacizin çok yoğun olduğunu vurguladı.

‘Bakanlık göz yumuyor’

DİSK Genel İş Sendikası İstanbul Konut İşçileri Şubesi Başkanı Nebile Irmak, toplum belleğinde ve onları çalıştıran burjuva sınıfınca h‰l‰ hizmetçi, öteki, emeği ve yaptığı iş küçümsenen kesim olarak görülen konut işçilerinin devlet tarafından istihdam dışı bırakıldığına dikkat çekti. Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı İŞKUR’un denetiminde oluşturulan istihdam bürolarının ev hizmetleri, çocuk ve hasta bakıcılığı işi arayan kadınlara iş bulduğunu ve onların emeğinden komisyon aldığını hatırlatan Irmak, ‘İş bulduklarının listesini bakanlığa bildiriyor ve bakanlık da buradan komisyon payını aldığı halde, çalışan kadıların güvencesiz, kuralsız çalıştırılmalarına göz yumuyor’ dedi.

‘AİHM’e gideriz’

Türkiye’de örgütlenme ve sendikalaşma önündeki engellerin fazlalığından kaynaklı meşru mücadeleyi esas aldıklarını ve sendikalaşma sürecinde Emekli Sen, Genç Sen ve Çiftçi Sen’in yaşadığı süreci yaşayacaklarının bilincinde olduklarını da belirten Irmak, ‘İç hukukun tükendiği tıkandığı durumda AHİM e başvuracak hakkımızı da kullanacağız. Ev hizmetlerinde sendikalaşma modeli birçok ülkede vücut burmuş durumdadır. Türkiye’de ise ev hizmetleri kararlı bir mücadele sonucu sendikalaşacağı kaçınılmaz olacaktır. Örgütlenmek süreciyle eşzamanlı olarak, bu alanın istihdama dahil edilmesi içinde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Yine örgütlenmeyi kolaylaştıracak bir bilinç düzeyinin gelişmesine de ihtiyaç duymaktayız. Bu noktada ev hizmetlerinde çalışan arkadaşlarımızla psikolog, pedagog ve hukukçulardan da eğitim yardımları alacağız’ diye konuştu.

Safiye ALAĞAŞ
İSTANBUL – DİHA

Published in: on Ağustos 18, 2009 at 9:56 pm  Yorum Yapın  
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.